Ars longa, ece brevis.

barta buresi.

çok canım sıkkın he. bi şey diyecek halim yok o kadar sıkkın. 

Sınavlarının tarihini fotokopici adamdan öğrenmediğin zaman iyi bir öğrenci olmak yolunda ilk adımını atmışsın demektir
— kaptan

e-bay pişmanlıktır.

çok fena hem de. şu an benim için bağımlılığa dönüşmemiş olmasının tek sebebi free shipping’li ürünlerin kısıtlılığıdır. 

4 tane fotoğraf makinesi 2 lens yolda. iyiyim bağımlı değilim.  değilim leeyynn!!11

siyahla beyaz değil de, elmayla armut gibi.


      Bazı insanlar var, uzak hayatlar yaşayanlar, aşırı farklı olanlar hani. ben onları takip etmek isteğimi bastıramıyorum. internette, sokakta orda burda haklarında bildiğim her şeyi birleştirmeye çalışıyorum. merak ediyorum çok. kusura bakmasınlar kurcaladığım için olur mu ?  

      Bazen geri dönüyorum böyle sonra yine gidiyorum. 

       Beni en çok eğlendiren sanrılarınızdan biri de siyahla beyazıkarşıt renkler sanmanız. Halbuki ikisi de aynı şey. kainatta bulabileceğin en karanlık şey bütün renkleri biraz yansıtır, en beyaz şey ise biraz soğurur. aslında birbirine en yakın olan renk o ikisi. davranışları tam olarak aynı. bazen cidden kafanız çok karışıyor. ama güzel bir şey bu, beklenmedik şeyler yapmanız böyle. 

        Ayrıca planlarınıza ve hayallerinize gülmüyorum. o kadar kötü biri değilim henüz.  

niçe terk. 

o değil de tumblrda tab tuşunun kullanılamaması çok acı. 


koyamadım bi önceki posta. blogger daha kolay kullanılıyordu ya. 

ben bunları havaya yazdım,

denk gelir de hohlarsan görürsün geri geldiğimi. 

dedi. 

ne aptalca. 

Emperyalizm ve ırkçılık: amfide yer tutmak

ve hatta yer tutulan için fırsatçılık neyse gelcez oraya birazdan.

Garip bir okulum var. Neredeyse bütün derslerde sandalye sayısı öğrenci sayısından az. Hocaların bu konudaki yorumu ise “yea bi iki hafta sonra kimse derse gelmez bir sürü boş yer olur sabredin.”   Aynı zamanda öğrencilerin büyük bölümü öss ile terbiye edilmiş hırs yumakları olduğundan önceki ders 20 dakika önce beklemeye başlıyorlar kapıda. Ve diğerlerinin çıkmasına fırsat vermeden sınıfı dolduruyorlar. Ben ise hala hangi sıraların boş olduğunu nasıl anladıklarını çözmeye çalışıyorum.

Sınıfa girildiği an ise bir koşuşturmaca başlıyor, defter, kitap, şemsiye mont demeden herkes kendi bölgesini genişletme çabasında. Kendi arkadaşlarına yer tutmak için.  Bu hareketi neden ırkçılık ile özdeşleştirdiğimi anlatmaya çok üşeniyorum. gerek de yok sanki. Biliyorum çünkü ben de yapıyorum.

ps.gelcez demişim unutmuşum onu sörry. 

eski yazıları dökülüyorum bugün.

Hala önceki gün akşam yedi kalkmanın etkisinde, zar zor gözlerini açtı. Yine de gülümsedi, perdenin köşesinden güneş ışığı sızıyordu. Güneşi seviyorum. Sigara bitmiş, kibrit var. Yine de yaktı. Ateşi seviyorum, ateşle oynamaya tapıyorum. Alelacele giyinip, okula yetişti. saat 12. Güzel ders, midesi bulanacakmış da son anda bulanmaktan vazgeçmişçesine bir ruh hali, tavla. Üşüdü biraz. Kışı sevmiyorum. Sıkıntı. Portakalı seviyorum. Sıkıntı. Kalktı masadan. Evi seviyorum. Saçlarını boyadı. Kırmızıyı seviyorum.  Sigara yaktı, kibritle. Kibriti seviyorum. 

Bu yanlış çok farklı, 

bize ayıp bize güzel.

boş işlere asla üşenmem. evet.

yapılası bir boş iş bulduğunuzda başlamadan önce bana sormanızı öneririm. Baya zaman kazanırsınız gençler. valla bak.

şimdi dil bilgisi pek güzel gitmiyor fark ettim ama tdk müdürü müyüm ben. cık. neyse yine koptuk konudan. toparla bizi yüce kaptan.

gevende’nin nayu diye bir şarkısı var. şimdi bulmaya üşendim dinlemeyenler klibiyle bir dinlesin. işte efendim o şarkı uyanmış da terstenmiş bilmemne. backmasking lafını duyunca bütün üşengeçliği yok olan bendeniz şarkıyı bulup indirip sonra convert edip ters çevirtip dinledim, hani şarkının gerisinde sözler nasıl türkçe anlamlı bir şeyler mi falan diye. bir de bilmediğim programı kullanırken bir sürü mallık falan yaparsın ya, bir sürü zaman kaybı işte. sonuç olarak;

işte olay yaratan o sözler

“nuyaumeıanamslalamancmeımanxıwmemana “ böyle bi’ şey işte.

                                                          teşekkürler gevende, teşekkürler türkiye 
                                                           araştırmacı gazeteci Ece, the brevis sundu 

Nasa, intikamım acı olacak bebeğim.

 Ne var ne yok ? 
not: bu yazı eskidir. 

Carl Sagan’a nasıl taptığımı bilir misiniz sevgili okuyucular? Ufacık tefecik iken okuyucu maillerini falan kitabına ekliyor diye ona mektup yazdığımı, sonra adresini bulmak için internete girdiğimde ölmüş olduğunu öğrendiğimi falan. İşte canımdır Carl Sagan ciğerimdir. Kıymetlimisdir. Dünya dışı yaşam hakkında heyecanlanmamın esas sebebi bu adama aşkımdır. Sözlükte “Nasa” başlığının dolup taştığını görünce “noluyo lan contact mı yoksa” diye düşünerek bir solukta bir sürü şey okumama sebep olan pale blue dot ‘ın fikir babasıdır. Fakat aslında dünya dışı yaşam falan bulunmuş değildir. Ah ulan SETI bi türlü olumlu sonuçlar duyamıyoruz senden. Ayıbediyosun. o ufak nokta dünya işte. yerim. Aslında bulunan şey birçok çocuğun uzay araştırmaları hakkında az bi şey öğrendiğinde soracağı ilk soruyla çok paralel. “Yea tamam da niye su arıyolar ki uzaylı bulmak için, onlar uzaylı diil mi neden bizim gibi suya muhtaç olsunlar kie?”Dünyalı arsenik temelli bir bakteri türü galiba. Tam bilmiyorum eskide kaldı o biyoloji olimpiyatçısı falan. Yanlış anlama Nasa keşfini küçümsediğimden değil, böyle bir radyo dalgalarıyla bize ne bileyim şunun çözümünü falan yolladılar deyin diye bekliyo insan. İnternet sitene bi not eklesen n’olurdu ki, “Heyecan yapmayın gençler, daha dünya dışı yaşam ile ilgili kesin kanıtımız yok”

Nasa net ol, canımı sıkma, bu son uyarım.
 

                                                                                                  Galaktik Kaptan

                                                                                                 Ece, the brevis.